Kuzey Osetya’nın Beslan kentindeki 1 No’lu Okulda 1 Eylül 2004’te başlayan ve üç gün süren rehine krizi, aradan 22 yıl geçmesine rağmen kurban yakınlarının gündemindeki yerini koruyor. Okulun yeni eğitim yılı için düzenlenen tören sırasında silahlı bir grup binayı ele geçirdi ve aralarında yüzlerce çocuğun bulunduğu 1.100’den fazla kişiyi rehin aldı. Kriz 3 Eylül’de sona ererken 334 kişi hayatını kaybetti.
Beslan’da bu yıl da 1-3 Eylül tarihleri arasında anma programları düzenleniyor. Eski rehineler, hayatını kaybedenlerin yakınları ve kent sakinleri okulun bulunduğu alanda bir araya gelerek çiçek bırakıyor ve mum yakıyor. 3 Eylül’de düzenlenecek ana anma töreninde hayatını kaybedenlerin isimleri okunacak ve katılımcılar okuldan “Melekler Şehri” olarak adlandırılan anıt mezarlığa yürüyecek.
1 Eylül 2004 sabahı okul bahçesinde düzenlenen eğitim yılı açılış töreni sırasında silahlı militanlardan oluşan bir grup okula girdi. Öğrenciler, veliler ve öğretmenler spor salonunda tutuldu. Binaya patlayıcı düzenekler yerleştirildi. Rehinelerin önemli bir bölümü çocuklardan oluşurken, okulda üç gün boyunca yiyecek ve su sıkıntısı yaşandı.
3 Eylül öğle saatlerinde spor salonunda meydana gelen patlamaların ardından okulda yangın çıktı ve rehine krizinin seyri değişti. Patlamaların nasıl gerçekleştiği ve sonrasında yaşanan ölümlerin hangi koşullarda meydana geldiği, olayın üzerinden geçen yıllara rağmen tartışılan başlıca konular arasında bulunuyor.
Rus güvenlik güçlerinin okula müdahalesi sırasında yoğun çatışmalar yaşandı. Operasyonda tanklar, zırhlı araçlar ve çeşitli ağır silahların kullanıldığına ilişkin bilgiler daha sonra kamuoyuna yansıdı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2017’de verdiği kararda Rus makamlarının operasyonu planlama ve kontrol etme biçiminde ciddi eksiklikler bulunduğuna ve ölümcül gücün kullanımının orantısız olduğuna hükmetti.
AİHM ayrıca Rus makamlarının saldırı öncesinde mevcut olan tehdit hakkında bilgi sahibi olmalarına rağmen yaşamları korumaya yönelik yeterli önlemleri almadığını ve olayın etkili biçimde soruşturulmadığını belirledi. Mahkeme, soruşturmanın özellikle ölümlerin nasıl meydana geldiği ve güvenlik güçlerinin kullandığı gücün gerekliliği konusunda yeterli açıklık sağlamadığı sonucuna vardı.
Beslan’daki kurban yakınlarının önemli bir bölümü ise olayın bütün yönleriyle hala aydınlatılmadığını savunuyor. “Beslan Anneleri” ve diğer mağdur örgütleri yıllardır soruşturmanın tamamlanması, operasyon sırasında kullanılan silahların ve ölümlerin nedenlerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi ve hayatta kalanların sağlık sorunlarının karşılanması çağrısında bulunuyor.
2026’daki anma günlerinde soruşturmayla ilgili yeni bir gelişme de gündeme geldi. “Beslan Anneleri” eş başkanı Aneta Gadiyeva, soruşturma makamlarının okulu ele geçiren militanların sayısının daha önce kabul edilen 32 kişiden fazla olabileceği kanaatine vardığını açıkladı. Gadiyeva, bazı görgü tanıklarının ifadelerinde militanların sayısı ve gruptaki kişilerle ilgili mevcut anlatımlardan farklı bilgilerin bulunduğunu söyledi.
Gadiyeva’ya göre soruşturmanın hala açık olmasının nedenlerinden biri de hayatını kaybeden grubun tüm üyelerinin kimliklerinin belirlenememiş olması. Grubun içinde bulunduğu belirtilen Suudi Arabistan vatandaşı bir kişinin kimliğinin kesinleştirilmesi konusunda Suudi makamlarıyla işbirliği sağlanamadığı ifade edildi. Bu gelişme, 22 yıl sonra bile olayın failleri ve saldırının bütün organizasyonuna ilişkin bazı soruların açık kaldığını gösteriyor.
Beslan’daki trajedinin bir diğer uzun vadeli boyutunu ise hayatta kalanların sağlık sorunları oluşturuyor. Mağdur örgütlerinin girişimleri sonucunda saldırıdan etkilenenler ve yakınları için sosyal ve tıbbi destek mekanizmaları oluşturuldu. Bölgedeki rehabilitasyon programının 2030’a kadar uzatıldığı ve mağdurların tedavisi için ayrılan kaynakların artırıldığı bildirildi.
Beslan’daki anmalar yalnızca hayatını kaybedenleri hatırlamakla sınırlı değil. Kurban yakınları aynı zamanda olayın nasıl gerçekleştiğine, güvenlik makamlarının önceden sahip olduğu bilgilere, 3 Eylül’deki müdahaleye ve ölümlerin koşullarına ilişkin soruların yanıtlanmasını istiyor. Aradan 22 yıl geçmesine rağmen bu soruların bir bölümünün hala tartışılıyor olması, Beslan’ın Kuzey Kafkasya’nın toplumsal travmalarından biri olarak hafızalardaki yerini korumasına neden oluyor.


