Hazar Denizi’nde son aylarda tespit edilen yeni petrol sızıntıları ve artan kirlenme vakaları, bölgenin zaten kırılgan olan ekosistemi üzerindeki baskıyı yeniden gündeme taşıdı. Uydu görüntülerine dayanan son araştırmalar, denizin özellikle Dağıstan kıyıları açıklarında çok sayıda kirlilik noktası bulunduğunu ortaya koyarken, uzmanlar sorunun münferit olaylardan çok daha büyük ve yapısal bir çevre krizine işaret ettiğini belirtiyor.

Çevresel izleme çalışmaları yürüten uzmanların yayımladığı verilere göre, yalnızca haziran ayında Hazar Denizi’nde 24 ayrı kirlilik vakası kaydedildi. Bunların 19’u Rusya sektöründe, önemli bir bölümü ise Dağıstan-Mahaçkale çevresinde tespit edildi. Yaklaşık 80 uydu görüntüsünün incelenmesiyle hazırlanan raporda, Rusya kesimindeki toplam kirlenmiş alanın 25 kilometrekarenin üzerine çıktığı belirtildi. Kirlilik kaynaklarının bir kısmının kanalizasyon deşarjlarından oluştuğu, ancak vakaların büyük çoğunluğunun petrol ve petrol türevleriyle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Temmuz ayının son günlerinde yayımlanan ayrı bir değerlendirme ise Mahaçkale açıklarında iki büyük petrol lekesinin daha belirlendiğini ortaya koydu. Uydu verilerine göre bu lekelerin toplam büyüklüğü 600 bin metrekareyi aşıyor. Bir lekenin yaklaşık 0,25 kilometrekare, diğerinin ise 0,41 kilometrekare genişliğinde olduğu hesaplandı. Çevre uzmanları, söz konusu kirliliğin gemilerden, liman faaliyetlerinden, petrol depolama tesislerinden veya açık deniz enerji altyapısından kaynaklanmış olabileceğini değerlendiriyor.

Araştırmacılar, Hazar’daki petrol kirliliğinin yeni bir sorun olmadığını, ancak son dönemde uydu teknolojilerinin gelişmesiyle görünür hale geldiğini vurguluyor. Geçmiş yıllarda Türkmenistan kıyılarında yapılan incelemelerde de uzun süre devam eden ve geniş alanlara yayılan petrol sızıntıları tespit edilmişti. Çevre kuruluşlarının raporları, Hazar’ın çeşitli kesimlerinde yüzlerce petrol deşarjı vakasının yıllardır tekrarlandığını ve birçok sızıntının tam olarak temizlenemeden yeni kirlilik olaylarına zemin hazırladığını ortaya koyuyor.

Uzmanlara göre denizin karşı karşıya olduğu çevresel tehdit yalnızca petrol kirliliğiyle sınırlı değil. Hazar’a dökülen nehirler aracılığıyla taşınan sanayi atıkları, ağır metaller, kentleşmenin yol açtığı kanalizasyon yükü ve kıyı bölgelerindeki yoğun ekonomik faaliyetler de ekosistemi olumsuz etkiliyor. Özellikle petrol üretimi ve taşımacılığı sırasında meydana gelen sızıntılar, kapalı bir su havzası olan Hazar’da kirleticilerin uzun süre sistem içinde kalmasına neden oluyor.

Çevreciler, kirliliğin etkilerinin en açık biçimde canlı popülasyonlarında görüldüğünü belirtiyor. Nesli tehdit altında bulunan Hazar foku son yıllarda kitlesel ölümlerle gündeme gelirken, bilim insanları kesin nedenlerin tam olarak açıklığa kavuşmadığını ancak kirlilik, habitat kaybı ve ekolojik bozulmanın önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu ifade ediyor. Balık stoklarındaki gerileme ve biyolojik çeşitlilikteki azalma da bölgedeki çevre kuruluşlarının sıkça dile getirdiği sorunlar arasında yer alıyor.

Sorunun büyümesinde Hazar çevresindeki enerji faaliyetlerinin önemli rol oynadığı değerlendiriliyor. Dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz havzalarından biri kabul edilen bölgede Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve İran’a ait enerji altyapıları bulunuyor. Uzmanlar, üretim ve taşımacılık faaliyetlerinin ekonomik açıdan büyük önem taşıdığını kabul etmekle birlikte, çevresel denetimlerin güçlendirilmemesi halinde kirlilik baskısının daha da artabileceği uyarısında bulunuyor.

Hazar Denizi aynı zamanda son yıllarda hızlanan su seviyesi düşüşü nedeniyle de ciddi bir ekolojik baskı altında bulunuyor. Bölgedeki araştırmalar, iklim değişikliği ve buharlaşmanın etkisiyle deniz seviyesinin düzenli olarak gerilediğini gösteriyor. Uzmanlar, küçülen su kütlesi ile artan kirliliğin birleşmesinin ekosistem üzerindeki etkileri daha da ağırlaştırabileceğini, bu nedenle kıyıdaş ülkelerin ortak çevre politikaları geliştirmesinin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini vurguluyor.

Son haftalarda ortaya çıkan yeni petrol lekeleri ve bir ay içinde kaydedilen 24 ayrı kirlilik vakası, Hazar Denizi’nin karşı karşıya olduğu çevre krizinin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Çevre örgütleri ve araştırmacılar, düzenli uydu izleme sistemlerinin yaygınlaştırılması, kirlilik kaynaklarının şeffaf biçimde açıklanması ve kıyıdaş devletlerin ortak müdahale mekanizmaları oluşturması çağrısında bulunuyor. Aksi halde dünyanın en büyük kapalı su havzası olarak kabul edilen Hazar Denizi’nde ekolojik bozulmanın geri döndürülmesi çok daha güç bir hale gelebilir.

Sosyal Medyada Paylaş
LinkedIn
Twitter
Facebook

Önerilen Haberler